Devrimi Görebilir miyiz?

author

4 min 27.08.2026
blog-detail

Dünyanın bugün yaşadığımız hâline nasıl büründüğünü hiç düşündünüz mü? Tarih öncesi zamanlardan bugüne; doğmuş, yeşermiş ve üzerinden gelip geçen milyarlarca canlı ve insanoğlu elinde sürekli dönüşmüş bir memleket aslında burası: Dünya.

İnsanoğlu bugüne kadar farklı coğrafyalarda farklı yaşam biçimleri-kalıpları içerisinde yaşamını sürdürdü. Birkaç yüzyıl öncesine kadar kıta değiştirdiğinizde yahut yaşadığınız yerden çokça uzak bir yere gittiğinizde sizinle aynı dili konuşan, daha doğrusu fikrî bakımdan aynı anlam setini taşıyan birini bulmanız belki de zor bir işti. Fakat bir istisna hep vardı: Yalnızca, aynı inanca sahip insanlar farklı coğrafyalarda yaşasalar dahi hep bir ortak noktaları var demekti; belki de hâlâ öyledir, belki de hep öyleydi.

Zalim bir kolonyal düzende, köleler için bu ortak inanç özgürlük ve özgürlük arzusuydu. Çok gariptir ki bugün bir şeylerin değiştiğini söylemek pek mümkün değil. Belki de sadece, 16. yüzyılda Avrupa-Afrika-Koloniler üçgeninde köle taşıyan kalyonlar gitti ve onun yerine 21. yüzyılda önümüze altın kafeste sunulan son teknoloji özgürlükleri satın aldık desek, hangi ölçüde yanılmış oluruz dostlar; yahut yanılmış olur muyuz, bilemiyorum.

Kimisi için sanayi devriminde işçi hakkı ve sınıfsız bir toplumun inşâsı inanmaya değer bir fikirdi. Sibirya tundralarında yaşayan bir adam ile Vietnam sahillerinde bir vatandaş aynı ideal uğruna can verebileceğini söylüyordu; o sırada Moskova’da birileri güç sarhoşluğu yaşarken ve bütün hayvanlar eşit olsa da bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşitken.

Bütün ideolojik yaklaşımların ötesinde bugünkü medeniyetlerin omurgası, varlık sebebi diyebileceğimiz ilâhî inançlar; bugüne kadar en kuvvetli, en yıkılmaz bir şekilde varlığını sürdüren ve temelde insanoğlunun hayatını ilâhi emirlerle yaşama arzusuyla asırlarca dünya üzerinde vücut bulan bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Yani yaratıcının varlığını, eşsizliğini, kudretini kabul ederek sahip olunan inançlardan bahsediyoruz. Dünyanın neresine gidersek gidelim, birçok konuda aynı yönelime sahip olan ve gönlünde aynı inancı taşıyan insanlar bulabilmek; zaman ve sınır ötesi bir birlikteliğin parçası olmak.

Bugün yaşadığımız şehirlerin, toplumların, savaşlarımızın ve zihin dünyamızın panoramasında yadsınamaz etkileri olan inançlarımız, aslında bugüne kadar yaşanan bütün paradigma dönüşümlerinin, devrimlerin temelini hatta belki de ta kendisini temsil ediyor. Çünkü bir şeyin gerçekleşmesi için önce akledilmesi, hayal edilmesi, istenmesi; kısaca o ateşi yakacak bir kıvılcım gerekir. Dolayısıyla yüzlerce milletin, binlerce topluluğun birçok farklı inançları, hayalleri bulunuyor. Aynı gerçeği birlikte inşâ etmek istediğimiz insanlarla ise bir inanç paylaşıyoruz ve aslında bir ihtimale birlikte inandığımızda, devrim işte bu noktada gerçekleşiyor dostlar:

Kendi milletini üstün görerek gelişmemiş toplumları köleleştirip gemilerde çalıştırmak: Amerika’nın keşfi ve kuzey yarımkürenin güçlenmesi.

Teknolojinin milletlere zenginlik ve refah getireceğine inanmak: Sanayi devrimi.

Burjuvaziye isyan ederek bir ideal vatandaşlık sistemi önermek: Komünist manifesto ve sosyalist devletler.

“Ekmek yoksa pasta yesinler.” diyenlerin ülke yönetmesine karşı çıkmak: Fransız Devrimi ve demokrasi.

Tüm dünyaya barışçılmış gibi gözüküp tek ilkesi para ve güç olanların kazanıp yöneteceği yeni bir düzen düşünmek: Birleşmiş Milletler ve global medya imparatorlukları.

Etki ve tepki. Aslında her cümlenin başında yazdığımız ifadeler tarih sahnesinde birinin inancını temsil ediyordu, sonra bu yayıldı ve “birilerinin inancı” oluverdi, sonra da gerçekleşti. Her bir kilometre taşında dünya, bugün içinde yaşadığımız formuna bir adım daha yaklaştı, daha çok benzedi. Devrimler, birinin aklına o ilk fikir düştüğünde ve birisi gerçekten inandığında gerçekleşti; sonrasında gördüklerimiz ise birer yansıma, tepkimeydi sadece.

Görünmez, çoğu zaman bedensiz ve inançla başlayıp insanda biten bir gerçeklik: Devrim.

Ne yaşadığımızı, neyi istediğimizi, neyi neden yaptığımızı bir kere bile sormadan tüketmenin sarhoşluğunu yaşadığımız bir modern zaman toplumu içerisinde; inançlarımızın, rüyâlarımızın ve büyük bir özlemle beklediklerimizin; o hâliyle bile ne kadar güçlü olduğunun farkında olmalıyız. Çünkü inandıklarmızla farklıyız, üstünüz ve güçlüyüz; çünkü ortada bir devrim varsa şayet, önce inanç var demektir.

Tarih sahnesinden gelip geçen bunca insanın ve yaşananların ardından hâlâ nefes alıp veriyorsak; bir fikre, gerçekleştirmek istediğimiz bir işe, değiştirmek istediğimiz bütün kötülüklere ve güzellikle yaşayıp iyilikler yaşatmaya hiç de geç kalmamaşız demektir.

Bugün dünyanın tozlu, eski sahnelerinde çokça dolaştık ve pek tabii eleştirdiğimiz birçok şey de oldu. Sürç-i lisan ettiysek affınıza sığınıyoruz. Zihninizde, gönlünüzde esen devrim rüzgârlarının güzellikler getirmesi ve hasretle arzuladığınız rüyâlarınızın gerçekleşmesi dileğiyle, sağlıcakla kalın dostlar.

 

Abdülmecid İbrahim Şahin / 23 Mezunu

 

author

4 min 27.08.2026