Refika Birgül: Kendine Giden Yolculukta Merak; Altüst Olan Hayatın Altı Daha Lezzetlidir

author

6 min 20.10.2026
blog-detail

Disleksi ve Asperger ile büyüyen, alfabeyi ezberleyemeyen, 30 yaşına kadar ailesini mutlu etmek için topuklu ayakkabılarla işe giden ve bir gün her şeyi bırakıp kendisi olmaya karar veren bir kadın… Bugün Türkçe ve İngilizce kanallarıyla her ay 160 milyona yakın kişiye ulaşan Refika'nın Mutfağı'nın kurucusu Refika Birgül, Zirve 23'te merakın kendini bulma yolculuğundaki rolünü, cesaretin tanımını ve zayıf görünen özelliklerin nasıl birer güce dönüşebileceğini anlatıyor.

Refika'nın Mutfağı: Bir Tariften Fazlası

Refika'nın Mutfağı, Türkiye'nin bereketli topraklarından doğan yüzlerce yıllık mutfak kültürünü bugüne taşımayı amaçlıyor. Kadayıftan mantı, güllaçtan pizza gibi yaratıcı dokunuşlarla geçmişin ustalığı bugünün merakıyla buluşuyor. Refika Birgül'ün yıllar önce dile getirdiği hayal, “Bir Fransızın alelade bir günde sevdiğine lahmacun yapması”, bugün dünyanın dört bir yanında gerçeğe dönüşmüş durumda.

Miras, Zanaat ve Bereket

2025'te dokuz yıllık bir çalışmanın ürünü olan “Miras: Türk Mutfağı Teknikleri” yayımlandı. Köfteden dolmaya, kebaptan sarmaya kadar tariflerin ardındaki mantığı, geleneği ve tekniği anlatan bu çalışma, Türk mutfağını bilimsel ve evrensel bir dille dünyaya tanıtıyor. Refika ve ekibi, şimşir kaşık ustalarından peşkir dokumacılarına kadar el emeğini yaşatırken, Bereket serisiyle pazar atıklarından kompost, yemek atıklarından mama üretimine uzanan döngüsel bir yaşamın peşinden gidiyor.

Her Şeyi Matematikle Anlamak: Disleksi ve Asperger

Birgül, hayatta en çok sevdiği şeyin her şeyi matematik üzerinden anlamak olduğunu söylüyor. Disleksisi ve Asperger sendromu olduğu için insanları anlamak ve duyguları okumak ona zor geliyor. Bu nedenle kendini tam bir “nerd” olarak tanımlayan bu matematik ve fizik insanı, üniversitede en anlamadığı konuyu, psikolojiyi okumayı seçti.

Merak, Şüphe, Cesaret ve Devrim

Birgül, Zirve 23'ün dokuz değerini de kendine özgü bir denklemle yorumluyor: Merak ederek başlarsınız, ardından “Bu neden böyle?” diye şüphe edersiniz, cesaret göstererek adım atarsınız ve sonunda görmek istediğiniz değişikliği, yani devrimi yaratırsınız. Bu yolculukta vicdanınızı ve tutkunuzu kaybederseniz her şey anlamını yitirir. Denge ise ona göre bozulup yeniden kurulması gereken bir şey.

Belirsizlik: Hayatın Altı Daha Lezzetli Olabilir

Birgül, belirsizlik konusunda en sevdiği sözü Şems-i Tebrizî'den aktarıyor: Hayatın altüst oldu diye üzülme; nereden bileceksin hayatın altının üstünden daha iyi olmadığını? Börek yapan biri olarak altının daha lezzetli olduğunu çok iyi bildiğini söylüyor. Ona göre altüst olmalar ve belirsizlikler kötü değil; tam tersine, bir şeyleri değiştirebilmek için müthiş bir şans.

Huzur Kaçmalı ki İnovasyon Olsun

Birgül'e göre huzur hem iyi hem kötü bir şey. Pek çok yemek yokluktan doğdu: Çiğköfte de Fransızların peynir fondüsü de yokluğun ürünü. Bu yüzden arada huzurun kaçması gerekiyor ki güzel inovasyonlar ortaya çıksın. Hayal etmek ve kararlılık, yani “persistence”, bu yolculuğun olmazsa olmazları.

Arada Sıkışmış Bir Kuşak

45 yaşındaki Birgül, kendi kuşağını “ara jenerasyon” olarak tanımlıyor. Salondaki gençler doğduğunda o, üniversiteyi yeni bitirmiş 23 yaşında bir gençti. Kendi kuşağı anne babaları tarafından “Şunu yapacaksın, bu çocukla çıkacaksın, bizimle çalışacaksın” denilerek yetiştirildi; sonraki kuşaklar ise “Sen aslansın, kaplansın” diye büyütüldü. Birgül, bugün yeğenlerinin de onları “güzel güzel ezdiğini” gülerek anlatıyor.

Ne Olacağımızı Değil, Kendimiz Olmayı Merak Etmek

Hepimiz doğduğumuz andan itibaren kim olacağımızı merak ediyoruz: Başarılı mı, başarısız mı, güçlü mü, zayıf mı, zengin mi, fakir mi olacağız? Birgül'e göre asıl mesele ne olacağımız değil, kendimiz olma yolculuğuna çıkmak. Kendimiz olduğumuzda mücadele hiç bitmese de pek çok şey kendiliğinden yoluna giriyor.

Eksik Yanları Avantaja Çevirmek

Birgül'ün matematiği iyiydi, ama Türkçesi zayıftı ve hiçbir şeyi ezberleyemiyordu. İlkokul sınavlarında babası derece beklerken alfabeyi bile bilmediği ortaya çıktı. Tarih sınavlarındaki savaş tarihlerini ezberleyemediği için bugün hâlâ ders kitabının sayfalarını görsel olarak hatırlıyor. Ona göre asıl merak, eksik yanlarımızı nasıl avantaja çevirebileceğimizle ilgili olmalı.

Olduğun Gibi Görün: Samimiyetin Ötesinde

Mevlânâ'ya atfedilen “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” sözünü çoğumuz “samimi ol” olarak anlıyoruz. Birgül'e göre bu söz daha derin bir şey anlatıyor: İnsan, içine ekilenlerin gerçek olma mücadelesini verdiğinde sürekli duş alıyormuş gibi arınıyor ve çok daha güçlü bir insana dönüşüyor. Cömertlikte akarsu, şefkatte güneş, kusur örtmekte gece, hiddette ölü, hoşgörüde deniz gibi olmak; iyi biri olmaya çalışmanın değil, yüzde yüz kendin olma mücadelesinin bir sonucu.

Atatürk ve General Trikupis

Birgül, bu dönüşümün tarihten çarpıcı bir örneğini veriyor. Büyük Taarruz'da esir alınan Yunan Başkomutanı General Trikupis, Atatürk'ün karşısına çıkarıldığında öldürüleceğini düşünüyordu. Ancak Atatürk ona öyle bir davrandı ki Trikupis, Yunanistan'a döndükten sonra yıllarca her 29 Ekim'de Türk konsolosluğuna gidip Atatürk'ün resmi önünde saygı duruşunda bulundu. Babasız büyüyen, sürgün edilen, hapse atılan, savaşlarda sayısız ölüm gören Atatürk, içindeki öfkeyi değil iyiliği büyüttü. Birgül'e göre vicdanını ve tutkusunu kaybetmeyen insan, düşmanının bile saygı duyduğu birine dönüşebilir.

30 Yaşında Kendini Seçmek

Birgül, 30 yaşına kadar çok iyi insanlar olan anne babasını mutlu etmek için çalıştı. Onların istediği okullara gitti, onların istediği gibi çalıştı, nefret ettiği topuklu ayakkabılarla işe gitti, onların beğendiği biriyle evlenmeye çalıştı. Ama onları hiçbir zaman gerçekten mutlu edemedi. Bir depresyon ve yükselen tansiyonun ardından kendisi olmaya karar verdi.

Yemek Yapmak Henüz “Cool” Değilken

15 yıl önce “Bu kadar eğitim aldı, yemek mi yapacak?” sorusu sıkça soruluyordu; yemek yapmak bugünkü kadar havalı değildi. Etrafındakiler dalga geçiyor, babası üzgün bir yüzle eve geliyordu. Ancak Birgül bu yolculuğa cesaretle çıkınca, önünün curling oyununda buzun süpürülmesi gibi temizlendiğini gördü.

Belediye Başkanının İmzası: Kaybedecek Bir Şeyin Yoksa

Birgül, üniversitede okurken “alternatif kariyer günleri” düzenlemişti; o dönem bankacı, doktor ya da mühendis olmayan “adam” sayılmıyordu. Mezun olduktan sonra girdiği işin üçüncü gününde, Nişantaşı'nda düzenlenecek büyük bir sokak sergisi için Şişli Belediyesi'nin izin vermediği haberi geldi. Patronlar birbirine girmişti ve bu görev ona verildi.

Kafa Göz Girmenin Ödülü

Hayatında hiç belediyeye gitmemiş, işlerin nasıl yürüdüğünü bilmeyen Birgül, kaybedecek hiçbir şeyi olmadığı için ertesi gün belediyeye gitti. Daire başkanlarından geçerek öğleden sonra kendini Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün odasında buldu. Başkan ona bir tomar antetli kâğıt ve dijital imzasının bulunduğu bir disket verdi: “Ne yazmak istiyorsan yaz, altına benim imzamı koy.” Sergi yapıldı. Birgül bu hikâyeyi, “Yine olmadı” demek yerine “Zaten kaybedecek bir şey yok, kafa göz girelim” diyebilmenin önemini anlatmak için paylaşıyor.

“Kafa göz girelim deyince hayat cesareti ödüllendiriyor.”

Cesaret Korkmamak Değil, Korkuya Rağmen Hareket Etmek

Birgül, cesaretin korkusuzluk olmadığını, aksine korkmana rağmen hareket edebilmek olduğunu vurguluyor. Kendisi çok içe dönük biri. Çocukken annesinin eteğinden hiç ayrılmayan, yüzü annesinin kıyafetine yapışan çocuklardandı ve içinde hâlâ o çocuk yaşıyor. Konuşmadan önce kendisinden istenen kısa bir röportajı bile heyecandan reddetti. Buna rağmen her ay 160–180 milyon kişiye ulaşan bir medya işini yönetiyor.

İçe Dönüklük Bir Dezavantaj Değil

Birgül, dünyanın dışa dönüklerin dünyası gibi göründüğünü, ama içe dönüklüğün insana bambaşka bir ruh kalabalığı ve zenginlik kazandırdığını söylüyor. Belki yarın bir çocuk kitabı yazarı olacak; sahneye çıkarken bacaklarını titreten şey, bambaşka bir iş yapmak için çok ciddi bir güç anlamına da gelebilir.

“Kendinize dönük merakı azımsamayın. Her türlü özelliğinizi öpüp başınıza koyun; o özelliğin sizde bambaşka yerlerde bambaşka bir güzellikle karşılığı olacaktır.”

Mutfaktaki Merak: Kadayıftan Şalgama

Birgül'ün merakı mutfağına da yansıyor. “Kadayıf neden sadece tatlıda kullanılıyor?” diye sorup ilk kez tuzlu yemeklerde kullandı. “Güllaç neden sadece Ramazan'da ve neden sadece tatlı?” diye sorarak onu çıtır böreklere ve pizzalara dönüştürdü. Pestili etle buluşturdu, Adanalılara şalgamla neler yapılabileceğini gösterdi.

30 Yaşında 50 Bin Lira ve Bir Ceket

Birgül'ün gençlere son mesajı kendi hikâyesinden geliyor: 30 yaşında 50 bin lirası vardı, başka hiçbir şeyi yoktu. Erkek arkadaşından ayrılmış, işini bırakmıştı. Hiç bilmediği bir kariyere, yalnızca yaratıcılığıyla ve bitmek üzere olan bir kitapla adım attı. Hayat ona öyle sürprizler yaptı ki bugün binlerce gencin karşısında konuşuyor.

Refika Birgül'e göre kendini bulma yolculuğunda kesin olan tek şey belirsizlik. Ama gönlünüz, iyiliğiniz ve temiz kalbiniz, siz neyseniz o yolda önünüzü temizleyecektir. Yeter ki özünüzde filizlenmesi gereken şeylere izin verin.

author

6 min 20.10.2026