Köklerine Dönüş ve Kelimelerin Ruhu: Şermin Yaşar’ın Çocukluktan Doğan Yolculuğu

author

3 dk 11.08.2026
blog-detail

Özgeçmişlerimizin soğuk satırları arasında kaybolan o sihirli ve yaratıcı çocukluk yıllarımızın, aslında tüm geleceğimizi inşa eden yegane temel olduğunu fısıldayan bir uyanış hikayesi bu. O, toplumun "büyü" dayatmalarına inat, içindeki o meraklı, konuşkan ve gözlemci çocuğu susturmayıp Kelime Müzesi gibi eşsiz bir hayale dönüştüren Şermin Yaşar'ın ilham veren varoluş yolculuğudur.

Köklerine Dönüş ve Kelimelerin Ruhu: Şermin Yaşar’ın Çocukluktan Doğan Yolculuğu

Her insanın yolculuğu, özgeçmişini yazarken genellikle atladığı o gizemli ve şekillendirici zaman diliminde, çocukluğunda başlar. Onun hikayesinin temel motivasyonu, dünyayı ilk kez keşfeden bir çocuğun o saf, durdurulamaz merakı ve coşkusuydu. Bir CV hazırlarken öne sürülen doğum tarihi ve mezuniyet gibi kalıpların arasına sıkışan hayatın, aslında o iki nokta arasında geçen yaşanmışlıklarda gizli olduğuna inanıyordu. Karakterimizi, mesleğimizi ve aslında kim olduğumuzu belirleyen asıl şey, çocukken kimlerle olduğumuz, neyi izleyip nelerden hoşlandığımızdı.

Geleceği Şekillendiren Çocukluk Becerileri 

Çocukken sahip olunan meraklar ve alışkanlıklar zamanla kaybolmuyor, sadece yetişkinliğin dünyasında şekil değiştiriyordu. O, kendi hayatından süzdüğü tecrübelerle bu gerçeğin canlı bir kanıtıydı. Çocukken evdeki dolapların ve çekmecelerin içini karıştırmaktan vazgeçmeyen o kız çocuğu, yıllar sonra müzayedelerde, sahaflarda geçmişin izlerini süren bir müze kurucusuna dönüşmüştü. Evdeki misafirleri pür dikkat dinleyen, olayları sessizce gözlemleyen o beden, zamanla duyduklarını satır aralarına zarafetle işleyen bir edebiyatçı olmuştu. Ailesinin sırf sussun diye para teklif ettiği o konuşkan çocuk ise, içindeki o çağlayanı durdurmayarak bugün binlerce kişiye hitap eden profesyonel bir konuşmacı olarak sahnelerdeydi. Toplum, büyümeyi çocukluğun dışlandığı bir süreç olarak görüp "Büyüdün artık, kendine gel!" diyerek parmak sallarken, o çok farklı bir gerçeği haykırıyordu: "Kendine gelmek, tam da çocukluğunuzda olduğunuz kişiye dönmektir." Çünkü insanın en yalın, en yaratıcı, en sorgulayıcı ve en orijinal hali, kimsenin etkisinde kalmadığı o masum yıllarda saklıydı.

İmkansıza İnanmak ve Kelimelerin Ruhu 

Bu saf inanç ve çocuksu cesaret, dünyada eşi benzeri olmayan bir hayalin kapılarını araladı: Kelime Müzesi. Bu fikir ilk filizlendiğinde, etraftan yükselen "Tutmaz, kurma" şeklindeki o rasyonel itirazlara asla kulak asmadı. Çünkü bir çocuk, yerden aldığı sıradan bir taşla dünyaları yaratabileceğine nasıl inanıyorsa, onun içindeki o inanç da başkalarının "olmaz" dediği o büyük hayali var etmişti. Tutsun diye değil, sadece içinden geldiği ve bir eksiklik hissettiği için kurulan bu müze, bugün on binlerce ziyaretçiyi ağırlayan bir mekana dönüştü. Onun dünyasında kelimeler sadece birer ses bütünü değildi; nefes alan, ruhu olan canlılardı. Göçebe Türklerin yerleşik hayata geçip bir yere konduklarında oraya "konak", yanlarına konanlara "komşu" demelerinden, komşuya konuk olunduğunda yapılan eyleme "konuşmak" adını vermelerinden süzülen o derin tarihi arıyordu. Komşularımızla konuşmayarak aslında bu kelimenin hakkını veremediğimizi incelikle hatırlatıyordu.

Gerçek Huzur ve Varoluşun Kutlanması 

Kelimelerin kökenine indiğinde, modern dünyanın pazarladığı sahte imgeleri de yıkıyordu. Huzur; köpüklü bir kahve, deniz kenarı veya ters çevrilmiş bir kitap değildi. Huzur, kelime kökeniyle "hazır olmak" demekti. İyiye, kötüye, başarıya, başarısızlığa, hayatın tüm iniş ve çıkışlarına olduğu gibi hazır olup kabullenebilmenin bilgeliğiydi. Gerçek huzur, dışarıdan bulunacak bir şey değil, tıpkı dünü ve yarını düşünmeden sadece o anki oyununa odaklanan çocuklar gibi, şimdi ve şu anda, burada olmanın adıdır. Başarıyı sadece bir yerlere gelmek olarak görmeyen bu felsefe, yaşamı büyük bir coşkuyla karşılamayı öğütlüyordu. Türkçedeki o kadim "Kut" kelimesinin, aslında sadece kazanılan sınavları değil; dünyaya geliş anımızı, varoluşumuzu kutsadığını biliyordu. Bizler bu dünyaya gelmiştik, çünkü yokluğumuz hissedilmişti; koca evrendeki bir eksikliği tamamlamak için buradaydık.

Bize de şunu hatırlatıyor: Yirmili yaşlar hayat yolunun henüz başı gibi görünse de, aslında ardında çeyrek asırlık, muazzam bir deneyim barındırır. Gerçek başarı ve varoluşsal kutlama, büyüdükçe o içimizdeki çocuğu terk etmekte değil; geçmişteki o neşeli, huzurlu ve yaratıcı halimizin elinden sıkıca tutup, yetişkinlik yıllarına onunla omuz omuza yürümeye cesaret edebilmektedir.

author

3 dk 11.08.2026