Doğduğu andan itibaren basketbol sahasında büyüyen, “Necati'nin oğlu” ve “Murat Can'ın kardeşi” kimliğinden sıyrılmak için Amerika'ya giden, 2010 Dünya Şampiyonası'nda ülkesini temsil eden ve bugün spor teknolojilerine yatırım yapan bir girişimci… Sinan Güler, 23 Yaş Hikâyeleri'nde basketbolun ona öğrettiği çeviklik ve aidiyet duygusunu, takım içinde bireyin rolünü ve gençlere hata yapabilecekleri ortamlar yaratmanın önemini anlatıyor.
23 Yaşındaki Sinan'a İlk Tavsiye: Kontrol Edebildiğine Odaklan
23 yaşındaki Sinan Güler, Amerika'daki üniversite eğitimini tamamlayıp Türkiye'ye dönmüş, profesyonel kariyerinin en alt basamağında kendini kanıtlamaya çalışan bir gençti. Bugün o genç haline söyleyeceği ilk şey net: Kontrol edebildiğin şeylere odaklan, geri kalan hiçbir şeye takılma. Değiştirebileceğin şeylerin yalnızca senin kontrolünde olanlar olduğunu fark et.
Tecrübe Yaşanarak Öğrenilir
Güler, kariyerinin sonlarında genç takım arkadaşlarına ne kadar ağabeylik yapıp tecrübelerini anlatsa da pek çok şeyin ancak yaşanarak öğrenildiğini gözlemledi. Bunun en güzel örneği, Darüşşafaka'da birlikte oynadığı Doğuş Özdemiroğlu. Doğuş, Darüşşafaka öğrencisiyken Güler'in antrenmanlarına gelip pas veren bir gençti. Yıllar sonra takımın en önemli oyuncularından biri olduğunda Güler'e gelip “Abi, üç yıl önce söylediğin şeyi şimdi anladım” dedi.
Basketbolun İçinde Doğmak
Güler için basketbol, doğumla başlayan bir yolculuk. Babası Necati Güler ve ağabeyi Murat Can Güler'i izlemek, onlarla içinde bir rekabet başlatmak ve bu rekabeti kazanmak için basketbol yoluna girmek onu olduğu oyuncu yaptı. Bugüne kadar verdiği kararların yüzde 90'ı basketbol etrafında şekillendi. Kendini basketbolla tanımanın hem büyük getirileri hem de zorlayıcı yanları oldu.
Amerika: Kendi Kimliğini Bulmak
Türkiye'den Amerika'ya, Utah'a gitmek, Güler'e hiç kimsenin Necati'yi ya da Murat Can'ı tanımadığı bir ortam sundu. Bu, “Sinan kim?” sorusunu hem dışarıya hem de kendine cevaplama fırsatıydı.
“Pasaportumda bir vize gibi ‘Necati'nin oğlu’ ve ‘Murat Can'ın kardeşi’ yazıyordu; ama Amerika sayesinde o pasaportu yöneten ben olabildim.”
Dikkat Eksikliğini Güce Dönüştürmek
Dikkat eksikliği ve hiperaktiviteyle boğuşan Güler için Amerika'daki üniversite hayatının yapısı büyük bir avantajdı. Hayatın odağı derslere zamanında gitmek, antrenman yapmak ve basketbol oynamaktı; başka hiçbir dikkat dağıtıcı yoktu. Sahaya adım attığında ev özlemini unutuyor, olması gereken en iyi oyuncu olmaya odaklanıyordu. Dört yılın sonunda bugün hâlâ görüştüğü derin dostluklar biriktirdi.
Bugünün Gençleri ve Belirsizlik
Güler, 2000'lerin başının 23 yaşı ile bugünün 23 yaşı arasında çok büyük fark olduğunu düşünüyor. Bugün bilgiye erişim sınırsız; yapay zekâyla fikir üretmek ve uygulamak mümkün. Ancak aynı zamanda para kazanmak, kazanılanı korumak ve geleceğe dönük birikim yapmak çok daha zor. Hayat amacını bulmakta zorlanmak da daha olası.
Hata Yapabilecek Ortamlar Yaratmak
Güler'e göre sahte dopamin pompalayan uygulamalar, sosyal medya ve oyunlar, her yaştan insanın hata yaptığında ya da kaybettiğinde daha kolay vazgeçmesine neden oluyor. Oysa insan en iyi hata yaptığında öğreniyor; çünkü bir şeyi düzeltme ihtiyacı doğuyor. 42 yaşındaki Güler'in hedefi, etrafındaki gençlere hata yapabilecekleri ve hatalarına güvenebilecekleri ortamlar yaratmak. Gençlerin hedefi ise bu fırsatları değerlendirip yıkıcı olmayan hataları bol bol yapmak ve başkalarının hatalarından öğrenmek.
“Herkes kendi yolunu çiziyor ve kendi potansiyelinden sorumlu. ‘Önümde bir sürü engel var’ demektense, ‘Bu engeli kendim için aşmalıyım’ demek gerekiyor.”
20'li Yaşlar: Kanıtlamaktan Üzerine Koymaya
Güler, 20'li yaşlarının başını kendini kanıtlamaya çabalayan, sonunu ise kendini kanıtlamış ve bunun üzerine neler koyabileceğini görmek isteyen biri olarak tanımlıyor. 2010 Dünya Şampiyonası, her anını net hatırladığı dönüm noktalarından biri. Kaybedilen maçların fiziksel ve zihinsel yorgunluğu ise hatırlamak istemeyeceği anlar.
“Fırsat kolay gelen bir şey değil; ama geldiğinde ona sıkı sıkı sarılmak ve onun seni uçurmasına izin vermek gerekiyor.”
Basketbolun Girişimciliğe Kazandırdıkları: Çeviklik ve Aidiyet
Basketbolun hayatına kattığı en önemli iki beceri çeviklik ve aidiyet. Spor, hızlı karar vermeyi ve hatalardan çabuk öğrenmeyi gerektiriyor. Türkiye gibi trendlere göre açılıp kapanan bir girişimcilik ekosisteminde de çevik olmak, hızlı hareket etmek ve gerektiğinde hızla vazgeçebilmek gerekiyor.
Takımın Parçası Olmak, Makineyi Döndürmek
Güler, bireysel ya da takım sporu fark etmeksizin herkesin bir takımın parçası olduğunu vurguluyor. Takımda bağlılık, aidiyet, kültür ve değerler birbirini desteklemeli. Ancak birey yalnızca makinenin bir dişlisi değil; makineyi döndüren önemli parçalardan biri olduğunu hissetmeli. Yapay zekâ çağında “solo girişimcilik” sıkça konuşulsa da ekip olmadan başarı mümkün değil.
“Hiçbir zaman oynadığım takımlarda süperstar olmadım; ama takıma neyin, ne zaman, nasıl katkı verdiğimi çok iyi biliyordum.”
Takım Değiştirmek ve Adaptasyon
Altyapı ve üniversite dahil 30 yıllık basketbol hayatında, 17 yılı profesyonel olmak üzere pek çok takımda oynayan Güler, her yıl yeni bir takım kurulduğunu söylüyor; çünkü tek bir oyuncunun değişmesi bile yeni bir hikâye başlatıyor. Ekipler önce oluşuyor, ardından egoların çatıştığı fırtınalı bir dönemden geçiyor, sonra yükseliyor.
Eksik Olanı Tamamlamak
Kurulmuş bir kültüre dahil olmak kolay değil. Güler, Amerika'da kazandığı bir alışkanlıkla her takımda şunu sordu: Bu takımda eksik olan ne ve ben kendi yeteneğimle bu eksiği nasıl kapatabilirim? Takımda bir şeyi değiştirmek yerine, gözlemlediği bir şeyi daha iyi hale getirmeye odaklandı. Her zaman ışığın altında olmanın mümkün olmadığını, bazen arka planda bir rol üstlenmek gerektiğini kabul etmek de bu sürecin parçasıydı.
Kariyer Değişimi: Geri Verme Arzusu
2010 Dünya Şampiyonası sona erdiğinde 27 yaşındaki Güler, Türk basketbolunun zirvesindeydi. Çocukluğunda ailesinin desteğiyle Amerika'daki basketbol kamplarına katılmış, basketbol tarihinin en iyi oyuncuları dahil pek çok efsaneyi yakından görmüştü. Sporda öğrendiklerini nasıl geri verebileceği sorusu, ailece kurdukları girişimin temelini oluşturdu. 2011'den bu yana Türkiye'nin neredeyse her şehrinden sporcuyla tanıştılar.
Hayatın On Yıllık Dönemleri
Güler, hayatı on yıllık dönemlere ayırıyor: İlki fiziksel olarak kendini ve çevreni tanımak, ikincisi sosyal ortamda kendini kanıtlamak, üçüncüsü kanıtladıklarının üzerine yeni şeyler koymak. Dördüncü dönem ise en zorlayıcısı; çünkü özellikle sportif bir kariyer bir anda bitiyor ve insan kendini yeniden yaratmak zorunda kalıyor.
Sporda ve Girişimcilikte Kolektif Büyüme
Bugün spor teknolojilerine yatırım yapan Güler, girişimciliğin farklı dinamiklere sahip ama aynı değerleri barındıran bir oyun olduğunu söylüyor. Eski Spor ve Sergi Sarayı'nda formalar sahada çarpışır, ama sahadan çıkınca herkes basketbol camiasının bir parçası olurdu. Girişimcilikte de herkes rekabet ediyor; ancak kolektif olarak büyümeye de ihtiyaç var.
Kendine Daha Nazik Olmak
23 yaşındaki haline tek bir soru sorabilseydi, bu soru şu olurdu: “Kendine nasıl daha nazik olabilirdin?” Güler, kızına her zaman etrafındaki insanlara adil davranırken aynı zamanda nazik olmayı anlatmaya çalışıyor. Ama insanın kendine de nazik davranmayı öğrenmesi gerekiyor. Hiperaktivitesini sahada bir hiperfokusa ve başarıya dönüştürebilmiş olsa da, dışarıda konuşulan her şeyin zihninde binle çarpılıp olumsuz bir etkiye dönüştüğünü biliyor.
Hızlı Sorular, Kısa Cevaplar
- 20'li yaşlardaki en büyük korkusu: Hiçbir şey.
- En sevdiği rutin: Müzik.
- En zorlandığı maçlar: İyi oynadığını bildiği halde kadroya giremediği, tribünden izlediği Euroleague maçları.
- En unutamadığı maç: Seri 2-0 Fenerbahçe lehineyken Anadolu Efes'in kazandığı maç.
- Onu en çok heyecanlandıran hedef: 2010 Dünya Şampiyonası.
Sinan Güler'in hikâyesi, gençlere kontrol edebildikleri şeylere odaklanmayı, takımın içinde kendi katkılarının farkında olmayı, hata yapmaktan korkmamayı ve her şeyden önce kendilerine karşı nazik olmayı öğütlüyor.