Son zamanlarda aynı sorular etrafımızda dolaşıyor. Meslekler bu kadar hızlı değişirken doğru bir seçim yapmak mümkün mü? Bugün aldığımız kararlar yarın geçerliliğini korur mu? Gelecek dediğimiz şey hala öngörülebilir mi, yoksa artık yalnızca tahminlerden mi ibaret? Bu soruların artması tesadüf değil. Çünkü dünya, uzun süre alışık olduğumuz netlik hissini geri çekti.
Eskiden yol belliydi: bir eğitim, bir meslek, bir kariyer çizgisi. Bugün ise yollar çoğaldı, kesişti, yer yer silindi. Dünya Ekonomik Forumu’nun Future of Jobs raporları, meslek tanımlarının değil, beceri setlerinin hızla değiştiğini ve ortalama bir çalışanın sahip olduğu becerilerin birkaç yıl içinde güncellenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Belirsizlik ise artık bir ara dönem değil, kalıcı bir zemin gibi duruyor.
Ama belki de mesele belirsizliğin kendisi değil. Belki asıl soru, belirsizlikle nasıl ilişki kurduğumuz.
Çünkü belirsizlik çoğu zaman bir eksiklik gibi anlatılıyor. Sanki henüz cevaplanmamış bir hata, giderilmesi gereken bir boşlukmuş gibi. Oysa belirsizlik, doğru yerden bakıldığında bir düşünme alanı. OECD’nin gençler ve beceri uyumu üzerine yaptığı çalışmalar, belirsizlikle başa çıkabilme kapasitesinin, günümüz gençleri için teknik bilgiden bağımsız ama onun kadar kritik bir yetkinlik haline geldiğini gösteriyor. Henüz şekillenmemiş ama potansiyel taşıyan bir zemin. Soruların çoğaldığı ama seçeneklerin de aynı anda genişlediği bir alan.
“Geleceğin mesleği” kavramı tam da bu yüzden eskisi kadar ikna edici gelmiyor. Tek bir mesleğin, tek bir unvanın, uzun yıllar boyunca bizi tanımlaması fikri gerçekliğini yitiriyor. McKinsey Global Institute’un iş gücü dönüşümüne dair raporları, gelecekte kalıcı olanın belirli meslekler değil; öğrenme çevikliği, disiplinler arası geçiş ve yeni bağlamlara uyum sağlama becerileri olduğunu vurguluyor. Bunlar birer meslek adı değil; yön bulma yetkinlikleri.
Yanlış mesleği seçme korkusu ise bu tabloda daha da büyüyor. Çünkü seçimlerin geri dönülemez olduğu fikri hala çok güçlü. Gençler üzerinde yapılan psikososyal araştırmalar, bu korkunun çoğu zaman başarısızlıktan değil, “geri dönüşü olmayan bir hata yapma” düşüncesinden beslendiğini gösteriyor. Fikrini değiştirmek, yolunu yeniden çizmek, sanki baştan kaybetmekle eş tutuluyor. Oysa bugün biliyoruz ki çoğu yol, en baştan doğru olduğu için değil, yürürken anlam kazandığı için işe yarıyor.
Yetenek de bu noktada yeniden düşünülmesi gereken bir kavram haline geliyor; çünkü yetenek yalnızca bireyin içinde duran, sabit ve değişmez bir özellik olarak var olmuyor. Çoğu zaman bulunduğu bağlamla temas ettikçe, içinde yer aldığı ilişkilerle karşılaştıkça görünürlük kazanıyor. Bazen bir ortam, bazen doğru zamanda sorulmuş bir soru, bazen de biriyle yan yana düşünme hali yeteneği açığa çıkarabiliyor. Bu yüzden yeteneği yalnızca bireysel bir tanım olarak ele almak, onun ortaya çıkmasını mümkün kılan koşulları göz ardı etmek anlamına geliyor ve resmi kaçınılmaz olarak eksik bırakıyor.
İşte tam da bu yüzden, bireysel başarı hikâyelerinin sunduğu net cevaplar bugün yeterli gelmiyor; onların yerini, belirsizliğe alan açan ortak sorular alıyor. Çünkü belirsizlik burada aşılması gereken bir boşluk değil, düşünmeyi mümkün kılan bir zemin haline geliyor. Gençlerin bir araya geldiklerinde kendilerine ve birbirlerine yöneltecekleri sorular, netliğin geri çekildiği bu alanda çoğalıyor ve tam da bu çoğulluk, birlikte düşünmenin kapısını aralıyor.
Amaç “ben neredeyim?” sorusunu ortadan kaldırmak değil; onu askıda bırakabilmek, kesin bir cevaba bağlamadan daha geniş bir çerçevede dolaşıma sokmak. “Biz neyi dönüştürebiliriz?” sorusu da ancak bu belirsizliğin içinde anlam kazanıyor; çünkü bazı farkındalıklar, netleştiğinde değil, paylaşıldığında ve açık uçlu kaldığında derinleşiyor.
Bu yaklaşım, kesin cevaplar sunan bir rehber olmaktan çok bir harita gibi çalışıyor; zaman zaman güncellenen, farklı yönlere açılan ve ancak birlikte okunduğunda anlam kazanan bir harita. Belirsizliği ortadan kaldırmayı değil, onunla düşünmeyi öneriyor. Bu yüzden belirsizlikten kaçmak değil, onunla kalabilmek belirleyici hale geliyor diyebiliriz.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey tam olarak bu:
Netlik değil, yön duygusu.
Kesinlik değil, hareket edebilme cesareti.
Ve tek başına çizilmiş yollar değil, birlikte düşünülen rotalar.
Dilara Melisa Yaman / 23 Mezunu