Hızla değişen paradigmalar, yeni dünyanın bir türlü “denkleşmeyen” dengeleri, tüketmek ve tükenmek çılgınlığı; tüm bunların mutlak bir sonucu olarak da takvimlerimizin ve zihinlerimizin bir köşesinde misafir ettiğimiz gelecek zamanların belirsizliği. Tarih boyunca hiç görülmemiş bir hızla iletişim kuran, dönüşen, “iyi” ve “kötü” arasında nereye, nasıl gittiğimizi anlamakta zaman zaman güçlük çektiğimiz bir dönemin, başka bir deyişle cesur ve yeni bir dünyanın insanlarıyız.
Bu yeni dünyada, bir siyasi figürün ağzından çıkan tek bir cümle piyasaları yerinden oynatabiliyor; sıcak çatışmalar ve savaşlar çalışma endüstrilerinin çehresini sert bir şekilde değiştirebiliyor; güvenilir olarak servis edilen birçok bilgi aslında basit bir propagandanın ürünü de olabiliyor fakat yine de bir grup insanın sözleri kitleleri, milyonları bir konuda uzlaştırabiliyor yahut birbirine düşman kılabiliyor.
Kısaca ifade etmek gerekirse birbirine sımsıkı bağlanmış ve hızla etkileşen bu düzen içerisinde birtakım sorumlulukları yerine getirmemiz, güncel olan birçok bilgiyi işlememiz ve bunlardan hareketle kendimizi de güvenilir limanlarda konulandırmamız gerekiyor.
Peki, bu kocaman belirsizlik yumağı içerisinde ipin ucunu bulmaya çalışan, değerlerini koruyarak yaşamak isteyen, bazen korkan ve “gerçeklere” tutunmak isteyen biri ne yapmalı, ne yapmalıyız? Her şeyden şüphe etmek ne kadar sağlıklı yahut herkes bir şeyler bildiğini iddia ederken, her kafadan bambaşka bir ses çıkıyorken kimi dinlemeli?
“Herkesin gerçeği farklı, peki kim haklı?” diye sormuştu Zirve 23’te Prof. Dr. Acar Baltaş.
Acar Baltaş’ın bugüne, bu dünyaya bakışında ve belirsizlik yumağının çözümünde kullandığı form