Vicdan: Neden Aynı Sofraya Otururuz?

author

3 dk 24.03.2026
blog-detail

Ömür Akkor’un Zirve 23 Konuşmasından Alıntılarla

Son zamanlarda ne kadar çok kişiden, ne kadar da sık duyuyoruz bazı cümleleri. Her yerde, sıklıkla tekrar edilen ve artık kıymetini yitirdiğini hissettiğimiz bazı kavramlar var: Mesela “yolda olmak”.

Genellikle Charles Dickens’in “İki Şehrin Hikâyesi” ile başlayan, birinin yola çıktığını, ötekinin bir yere vardığını; çatışmalarımızın ve suskunluklarımızın hayatın ta kendisi olduğunu ve yolda olmanın kıymetli olduğunu anlatan CEO’lar, profesörler, psikologlar ve hatta her sahil kasabasında mutlaka bulunan sarı yağmurluklu balıkçı amca. Cesur bir ifadeyle, bir beyaz yakalının ‘haftasonu rozeti’ dersek yolda olmaya, kaç kişi kastımızı gerçekten anlar; bilmiyoruz ve bu biraz incitici işin doğrusu.

Biraz fedâkârlık gerektiren bir durum varsa ortada; o durumu “yolda olmak” kavramı ve herkes tarafından çok ulvî bir şekilde anlatılan o kendine ve herkese karşı vicdanlı insan pratiği içerisine öyle kolayca yerleştiremiyoruz. Çünkü, kimilerince değiştirilemeyeceği iddia edilen bir sistem içerisinde, güçleri bölünmüş birimlerde, sınırlanmış ücretlere mecbur bırakılmış ve “değiştirme gücüne sahip olmadığımıza inandırıldığımız” bir hayatın parçası hâline geliyoruz yavaş yavaş. Birlikte yaşadıklarımız uğruna bir şeylerden ferâgat etmek hayli zor gelebiliyor kimi zaman.

Öyle görüyorum ve zannediyorum ki vicdan dendiği zaman, insanların bir kısmı durgun sularda seyreden, “son derece şeker bir iyilik gemisi” düşlüyor. Oysaki vakit ayırmak, ilgi göstermek, bir işi ince düşünmek ve öyle yapmak, şartlar ne olursa olsun haklının yanında durmak, yanlışa usûlünce ses çıkartmak; bu ifadeleri art arda okuduğumuzda bile zihinlerde ödenecek bir bedel canlanıyor olmalı: Vakit, sabır ve cesaret.

Geçtiğimiz günlerde hayli popüler olan “sürüden ayrılan penguen” metaforunu birçok insan farklı şekillerde kendiyle özdeşleştirdi; doğrusunu isterseniz hepimiz bir günlüğüne o penguen oluverdik. Fakat meselenin şöyle bir boyutu da var ki “gönlümüze oturan o işi yapmanın, doğru sözü etmenin, doğru yerde durmanın” bedelini kaç kişi gerçekten yalnızlıkla ödemek ister; işte bunun cevabını kolayca verebileceğimizi düşünmüyorum. İyiyi, güzeli ve vicdanı çokça konuşuyoruz; peki gönlümüz, vicdanlı yaşamanın olumlu ve olumsuz tüm getirilerini tastamam kabul edecek kadar geniş mi gerçekten?

Dünya üzerindeki her toplumun birbirinden farklı ama bir o kadar da benzer temellere oturan iyilik ve kötülük tanımları var; öyle ki ülke sınırlarını, hayat farklılıklarımızı ve konuştuğumuz dili kolayca aşan ve insanlığın ortak dili haline gelebilen iyinin ve güzelin basit bir resmi ve ortak bir tanımı var. Göğsümüzde bulunan, görünmeyen, fakat “insandan insana ayna olan” bir iradeyle yönlendiriyoruz hayatımızı:

O iradeye bu topraklarda asırlardır “gönül” diyoruz: Gönlümüz ve vicdanımız.

İyilik ettiğimizde neden iyilik buluyoruz ve ırk, din, dil fark etmeksizin bir çocuğun gözyaşına sebep olmak neden kötülük olarak kabul ediliyor? 4000 sene önce insanlara yemek ikram etmenin bir iyilik değil de hakaret olduğuna dair bir töre oluşsaydı, bugün birbirimize bir iyilik göstergesi olarak yemek ikram etmeyecek miydik? Başka bir bakışla, bizi bugün bulunduğumuz noktaya getiren ve mesela hiçbir karşılık beklemeden soframıza buyur ettiğimiz insanlardan, ekmeğimizi paylaştıklarımızdan yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle iyilik görmemizin sebebi nedir? 

Yani kısaca şunu soruyoruz dostlar: Bizi aynı sofraya oturtan ve birbirimize yaklaştıran şey nedir? 

Şef Ömür Akkor, Zirve 23 Vicdan oturumunda bu soruya dair, acı ve tatlı birçok tecrübesini paylaşmış ve hatta kendi hikâyesini de bir fotoğraf seçkisi ile anlatmıştı.

Çok kısaca bu fotoğrafların bir panoramasını verecek olursak: Kömür madeninde yeryüzünün metrelerce altında verilen ziyafetler, 6 Şubat Depremi’nde karşılık beklenmeden açılan bir lokanta, sonraları en iyi şeflerin bu memleketin dezavantajlı evlatlarına özenle kurduğu sofralar.

Tüm bu iyi işlerin fotoğraflarda gözüken ortak noktası zahmetli olmalarıydı, incelik istemeleriydi. &

author

3 dk 24.03.2026