Paul Dwyer: Üç Aylığına Geldiği İstanbul'da 37 Yıl; Müzikle Kurulan Bir Hayatın Şarkıları
Babasının plaklarında keşfettiği Beatles hayranlığıyla gitara başlayan, Manchester sokaklarında müzik yaparken hayatı değişen ve 1988'de üç aylığına geldiği İstanbul'da 37 yıldır yaşayan İskoç müzikolog, sanatçı ve aranjör Paul Dwyer, Zirve 23 sahnesinde hem sohbet etti hem de hayatına iz bırakan şarkıları seslendirdi. Bu yolculuk, sevdiği işi yapan bir insanın hayatının nasıl bir şarkıya dönüşebileceğini anlatıyor.
İyi Bir Şarkı Asla Eskimez
Paul Dwyer konuşmasına şarkıların gücüyle başlıyor: Bazı şarkılar insanı dans ettirir, coşturur; bazıları ağlatır; bazıları ise kim olduğunuzu hatırlatır. Zaman geçer, tarzlar değişir; ancak iyi bir şarkı her kuşakta yeniden doğduğu için asla eskimez.
Müzik Tutkusunun Başlangıcı: Babanın Gitarı ve Beatles
Dwyer'ın müzik tutkusu, gitar çalan babası sayesinde başladı. Evdeki eski plaklardan Beatles'ı dinleyip hayran kalan küçük Paul, bir gün babasından hızla büyümek istediğini, çünkü Beatles'la sahneye çıkmayı hayal ettiğini söyledi. Babasının cevabı hayatına yön verdi: Hayal etmek çok güzel, ama önce gitara başlamak ve çok çalışmak gerekiyordu. Dwyer çalıştı ve mezuniyet gününde babasıyla birlikte o çalışmanın karşılığını gördü.
Sahnede İlk Şarkı: Imagine
Dwyer, salondaki gençlerden telefonlarının ışıklarını yakmalarını isteyerek John Lennon'ın yarım asırdır anlamını kaybetmeyen “Imagine” şarkısını seslendirdi. Barış içinde, paylaşarak yaşayan bir dünya hayali, salonu ışıklarla dolduran gençlerle yeniden hayat buldu.
Manchester'dan İstanbul'a: Gitar Kutusuna Düşen Kartvizit
Babasının bir arkadaşının tavsiyesiyle klasik gitar eğitimi alan Dwyer, Manchester'daki Royal Northern College of Music'i kazandı. Burada yakın dostu, müzik ortağı Andy Clayburn ile tanıştı ve birlikte besteler yapmaya başladılar. Manchester'ın ünlü Market Street'inde sokak müzisyeni olarak çalarken bir gün yoldan geçen bir adam gitar kutusuna bir şey attı. Dwyer para bekliyordu; ama bu bir kartvizitti. Kartın sahibi müzik organizasyonu yapan biriydi ve onlarla çalışmak Dwyer'ı 1988'de İstanbul'a getirdi.
Üç Aylık Yolculuk, 37 Yıllık Hayat
Andy ile birlikte üç aylığına geldikleri İstanbul'da 37 yıl geçti. Dwyer, İstanbul'un kalplerini mi çaldığını yoksa dönüş biletlerini mi kaybettiklerini esprili bir dille sorguluyor. Ama onu İstanbul'a bağlayan tek şey şehir değildi: Hilton'da tanıştığı ve sonradan evlendiği eşi de bu hikâyenin bir parçası oldu. 2005'te Türk vatandaşı olan Dwyer, bugün bir İskoç-Türk olarak sahnede olmaktan gurur duyuyor.
“İstanbul”: Bir İskoç'un İlk Türkçe Şarkısı
İstanbul'da tanıştıkları sayısız müthiş sanatçıyla projeler yapan Dwyer ve Clayburn, bir gün bir albüm yapmaya karar verdi. Dwyer'ın sahnede seslendirdiği “İstanbul” şarkısı, ikilinin yazdığı ilk Türkçe şarkı olarak hayatında çok özel bir yere sahip. Bir İskoç'un İstanbul hakkında böyle sözler yazabilmesi, şehrin verdiği ilhamın bir kanıtı.
Zülfü Livaneli ile Buluşan Bir Beste
Dwyer, İstanbul'daki yıllarında Fuat Güner, İlhan Şeşen, Gündoğarken ve Zülfü Livaneli gibi isimlerle ortak projeler gerçekleştirdi. 90'larda Livaneli ile iki albüm projesinde birlikte çalıştı. 1982'de İskoçya'daki evlerinin bahçesinde, hâlâ sakladığı gitarla yazdığı “My Feelings Still Remain” adlı parça, yıllar sonra Livaneli'nin Türkçe sözleriyle “Bir Nehir Gibi” olarak albümüne girdi. Dwyer'a göre müzik, geçmişi bugüne ve insanları birbirine bağlıyor.
Müzik ve Yol: Anadolu'nun 75 İlinde Bir Keşif
Dwyer, Habertürk'te dört yıl boyunca “Müzik ve Yol” adlı bir program yaptı. Elinde gitar, üzerinde İskoç kıyafetleriyle Anadolu'yu dolaştı. 75 ili gezdi, 120 belgesel çekti; yüzlerce sanatçı, âşık, ozan ve halk oyunları ekibiyle tanıştı. Medeniyetlerin buluştuğu Anadolu'nun halk müziğine âşık oldu, türkülerin ardındaki hikâyeleri keşfetti ve efe kıyafetiyle zeybek oynamayı bile denedi.
Âşık Veysel'in Bağlaması
Programın unutulmaz anlarından biri Sivas'ta yaşandı. Bağlama ustası Şentürk İyidoğan'ın atölyesinde yeni sazların arasında eski bir bağlama dikkatini çekti. Ustanın anlattığına göre bu bağlama, Âşık Veysel'in ailesi tarafından kendisine hediye edilmişti. Dwyer o bağlamayı eline alıp çaldığında tüyleri diken diken oldu; Âşık Veysel'in parmaklarının dokunduğu tellere dokunmak, bugün bile onu duygulandırıyor. Sahnede, o gün programı kapattığı “Kara Toprak” türküsünü seslendirdi.
Barış Manço'ya Saygı: “Kozan Dağı”
Dwyer, birkaç kez tanışma fırsatı bulduğu Barış Manço'yu bir efsane olarak anıyor. Programın Adana'nın Kozan ilçesindeki bölümünü, Barış Manço'nun çocukluğunun bir bölümünü geçirdiği ve annesinin öğretmenlik yaptığı bu bölge için yazdığı nadir bir parçayla kapatmıştı. Bir İskoç olarak Barış Manço'nun o topraklar için yazdığı şarkıyı söylemek, onun için iz bırakan bir deneyimdi.
Sevdiğiniz İş Hayatınızın Şarkısına Dönüşür
Dwyer, geriye dönüp baktığında kendini çok şanslı hissediyor. Mesleği; müziği yaşamak, üretmek ve sahneye çıkmak. Müzik ona yalnızca bir yolculuk değil; insanlarla, kültürlerle ve duygularla dolu bir dünya kazandırdı.
“İnsan gerçekten sevdiği işi yaptığında, o sadece bir meslek olmaz; hayatının şarkısına dönüşür.”
Paul Dwyer'ın hikâyesi, gençlere bir hayalin peşinden çalışarak gitmenin, beklenmedik fırsatlara açık olmanın ve farklı kültürleri kucaklamanın bir insanın hayatını nasıl zenginleştirebileceğini gösteriyor.